PSİKOLOJİK SORUNLAR:
İletişim sorunları, Tırnak yeme, Ergenlik sorunları, Panik atak, Cinsel sorunlar, Vaginismus, Depresyon, Fobiler, Yaşlılık sorunları(Alzheımer, Parkınson), Takıntılar, Kekemelik, Otizm, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Obezlik, Anoreksiya Nevroza(Zayıflama Hastalığı), Uyku Bozukluğu, Kişilik Bozukluğu, Öğrenme Bozuklukları ve diğer psikolojik sorunlar.
PANİK ATAK: Panik atak kaygının bir belirtisi olarak ortaya çıkar. Panik atak birden başlayan ve 10 dk içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, yoğun bir korku ve rahatsızlık duymasıdır.
Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama veya kalp hızında artış, terleme, titreme, veya sarsılma, nefes darlığı, ya da boğuluyormuş gibi olma, gerçekdışılık duyguları ve benliğinden sıyrılma, ölüm korkusu, uyuşma-karıncalanma duyguları, üşüme-ürperme basmaları.
SOSYAL FOBİ: Kişinin tanımadık insanlarla karşılaştığı veya başkalarının gözünün üzerinde olabileceği bir veya birden fazla toplu durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyması halidir.Kişi komik duruma düşeceği veya utanç duyacağı biçimde davranacağından korkar.
TAKINTILAR: Kişide istemeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin kaygı ya da sıkıntıya neden olan yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemlerdir.
VAGINISMUS: Vajinanın dış üçte birindeki kaslarda koitusu engelleyecek bir biçimde ya da sürekli olarak istemdışı spazmın olması.
OTİZM: Erken çocukluk psikozu, erken bebeklik otizmi terimi ile adlandırılan bir sendromdur.
Otizm, bireyin dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşıp kendine özgü iç dünya yaratması durumudur.Kişi çevresindekilere ve burada olan bitenlere ilgisiz görünürler. İnsanlarla dolu bir odaya girse, boş bir odaya girmiş gibidir.İnsanları algılamadığı izlenimini bırakır.Onlarla ilişki kurulmaz, çevredeki uyaranlara tepkileri yok gibidir onlar kendi iç uyaranlarına göre biçimlendiğinden çevre tarafından tuhaf acayip olarak değerlendirilmektedir.Otizmin erken tanısı, prognoz açısından çok önemlidir. Çocukluk otizmi tek bir nedene bağlı olmayan, heterojen, biyolojik, ve psikolojik etkenlerin ortaya çıkardığı bir gelişimsel bozukluktur.
HASTALIK HASTALIĞI(Hipondriyazis):Bu hastalıkla kişi vücut belirtilerini yanlış yorumlayarak kişide bir hastalığı bulunduğu veya oluşabileceği korkusuyla uğraşır.Yeterli inceleme ve beden sağlığı güvencesine karşın düzelme-rahatlama olmaz.En az 6 ay süren bu hastalık kişi için belirgin sıkıntı kaynağı mesleki, toplumsal işlevsellikte bozulmaya yol açmaktadır.Kişi duyduğu kaygının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmez.
OKUL KORKUSU (okula gitmek istememe, okul reddi ): Çocuk birdenbire, birgün okula gitmek istemez; zorlamalar karşısında anksiyete duyar; panik içine girer, midesi bulanır, kusar, ağlar, gitmemekte direnir.Bazıları zorlamalara dayanayıp yola, ya yarı yoldan döner, ya sınıftan çıkar eve gelir. Başlangıç bazen sinsidir.Ön belirtiler günlerce sürebilir.Çocuk neşesizdir, uykuyu dalmakta güçlük çeker, iştahı kesilir, ödevlere karşı ilgi azalır. Her sabah somatik bir belirti ile uyanır. Başı, karnı ağrır, midesi bulanır. Bir gün okula gitmeyeceğini bildirir. Neden olarak öğretmenden korktuğunu ya da arkadaşının kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir. Bazıları da tanımlayamadıkları bir korkudan söz ederler. Çoğu zaman evde rahattırlar. Şiddetli vakalarda çocuklar evde de huzursuzdurlar. Bağlı ve bağımlı oldukları aile bireyini ( bu genellikle annedir) bir yere bırakmaz peşinde dolaşırlar. Kronik anksiyete içindedirler, hiçbir şeyle oyalanamazlar. Okul korkusu anaokula giden, ilkokula başlayan çocuklarda sık görülür. Orta okul ve lise çağında da görülmektedir. Yaş büyüdükçe görülme sıklığı azalmaktaysa da tedavi güçleşmektedir. Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle başarı kaygısı olan, uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen, ailesine bağımlı çocuklardır. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken hastalığı
SINAV KAYGISI: Sınav kaygısı öğrenciler arasında bitmek bilmeyen bir sorun haline geldi. Bu kaygılar yoğunlaşmaya başlar gündelik işlevleri de yıkıma uğratırsa derhal bir psikolog’a başvurulmalıdır.
SINAV KAYGISI NASIL TANINIR: Bireyin bir sınava girmeden günlerce önce sınavı başarıp başaramayacağı kaygısı beynini aşırı meşgul ediyorsa ve yoğun bir kaygı hissediyorsanız üstelik bu kaygı uykunuzu ve yeme düzeninizi etkiliyorsa, neredeyse başka bir şey düşünmüyorsanız sınav kaygısıyla yüz yüze kalmış olabilirsiniz. Sınav öncesi uyku tutmuyorsa, sınav saati ecel gibi yaklaşıyorsa, sınava girerken eliniz ayağınız titreyip soğuk soğuk terler dökmeye başlamışsanız birde sınavda beyniniz zonkluyor, sınav kağıdını açmaya cesaret edemiyorsanız yoğun bir sınav kaygısı yaşıyorsunuz demektir.
Hissedilen Olumsuz Duygular:
-Ya başarısız olursam
-Yeterince çalışmadığı için kendini suçlama
-Aile ve yakınlarını hayal kırıklığına uğratacağını düşünme
-Ölsem de kurtulsam keşke bu durumda hiç olmasam
- Sıkıntı, bunaltı hisleri
-Kesinlikle başarılı olamayacağım yargıları
-Sınav sonuçlarının felaket olacağını düşünmek
Hissedilen Fizyolojik Belirtiler:
-çarpıntı
-düzensiz kalp atışları
-beyni boşalacakmış hissi
-baş dönmesi
-ellerde titreme
-yorgunluk
-çocuk ya aşırı hareketli ya da içe dönük olabilir
KAFEİN VE NİKOTİN: Kahve, çay, kola, çikolata bunların hepsinde kafein vardır.
Kahve 150ml = 60 -110 mg kafein içerir
Çay 150 ml = 30- 40 mg kafein içerir
Kola 150 ml = 30- 40 mg
Çikolata = 20- 40 mg
KAFEİN YOKSUNLUĞU: Son alımdan 18-19 saat sonra baş ağrısı ile başlar. Halsizlik yapar ilk 2 gün yakınmalar en şiddetlidir. 5-6 gün içinde semptomlar azalır, psikolojik bağımlılık yapar.
KAFEİNİN ETKİLERİ:
- 200 mg kafein uyku bozabilir
- 500 mg gibi yüksek doz beyinde OSS alanları etkiler, kalp ve solunum hızı artar
- Kalpte ritim bozukluğu
- Bazal metabolizma % 10 artar fiziksel işgücü artar yorgunluk azalır
- İştahı azaltmaktan çok yeme ataklarını artırarak kilo aldırabilir
- Günde 350 mg fiziksel bağımlılığa yol açar
- 10 gr üzerinde ölüme yol açabilir. Konvülsiyonlar, sonuçta solunum yetmezliği ve ölüm olabilir.
KAFEİNİN OLUMSUZ ETKİLERİ:
- Kalp hastalıkları üzerinde etkisi ile ilgili farklı sonuçlar içeren çalışmalar bulunmaktadır.
- Kanserojen etkiye sahip olmamakla beraber kanserojen maddelerin etkisi artırdığı düşünülmektedir. Böbrek, mesane, testis, meme kanseri , ve fibrokistik meme hastalığı ile ilişki gösteren çalışmalar vardır.
- Postmenopozal kadınlarda günde 300 mg üzerinde alındığında, kemikten kalsiyum kaybetme hızını artırdığı gösterilmiştir.
KAFEİNZM:
- Kulakta çınlama
- Gözde şimşek çakması
- Hafif deliryum
- Hafif ısı artışı
- İrritabilite
- Aritmi
- 6 ölüm bildirilmiştir ( 3- 8 )
Kafein kullanımı sırasında ya da hemen sonrasında gelişen huzursuzluk, sinirlilik, heyecan, uykusuzluk, yüzde kızarma, diürez, gastrointestinal bozukluk, kas seğirmesi, konudan konuya atlayan düşünce akışı ya da konuşma taşikardi ya da kardiyak aritmi, yorgunluk duymama dönemleri, psikomotor ajitasyon.
NİKOTİN:
- Tobacco ( tütün bitkisi ) : Birkaç saat tolerans oluşması için yeterlidir.
Birkaç saat içinde tolerans oluşması için yeterlidir.
- SSS ‘ de önce uyarı ardından depresyon yapar, iskelet kaslarında paralizi yapar.
SİGARA DUMANININ ETKİLERİ:
-Dumanda karbonmonoksit ve toksit gazlar bulunur.
-CO hemoglobine bağlanarak oksijen taşıma kapasitesini %15 azaltır. Bu da kalp ve dolaşım sistemi üzerinde olumsuz etkiye yol açar.
- Hidrojen siyanid, nitrojen oksid gibi zehirli gazlar sigara dumanı çekildiğinde öksürme ve bronş kanallarında daralmaya yol açar. Kronik tıkayıcı Akciğer hastalıklarına yol açar.
KATRANIN ETKİLERİ : Sigara dumanında bulunan katran kanserojendir. Sigaranın yanan ucundaki dumanda bu maddelerin oranı daha da yüksektir.
NİKOTİNİN ETKİLERİ :
- Nikotin adrenalin ve noradrenalin salımını artırır
- Kalp hızı ve kan basıncı artar
- Oksijen tüketimi artar
- Kardiak aritmi
- Periferik vazokonstriksiyon
- Ateroskleroz
- Kol – bacaklarda kan akımını azaltır
SİGARANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ :
- Olumsuz duygularda azalma ( gerginlik, öfke, korku, utanç vs)
- Stres altında duygusal iniş- çıkışları azaltma
ALKOLİZM: Bireyin beden ve ruh sağlığını, aile, toplum ve iş uyumama ile belirli bir bozukluktur. Alkolizm konan kişilerde başka maddelere bağımlılık, çökkünlük, şizofreni, kişilik bozukluğu ek tanıları çok sık görülür. Alkolizm en çok 22- 35 yaşları arasında görülür.
Alkolizmin oluş nedenleri arasında biyolojik, psikolojik ve ekonomik etkenlerin varlığı kabul edilmektedir. Alkol bağımlısı kişilerin alkole başlamadan önce ve çocukluklarında hiperaktif, tutarsız, amaç ve değerlere fazla duyarlı olmayan, sosyopatiye eğilimli olduklarına ilişkin veriler ağır basmaktadır. Alkolizmde hem kalıtımın hem çevre etkenlerinin yeri önemlidir.Alkoliklerin çocukları,daha henüz hiç alkol kullanmazken duygularını denetlemede,planlama.bellek,algılama,motor işlevler ve konuşma düzeyinde eşleştirilmiş kontrol grubu çocuklara göre daha çok aksaklıklar göstermişlerdir.
Bağımlılık durumunda kişide genellikle şu özelliklerin çoğu vardır:
- İçkiye karşı aşırı istek ya da tutku
- İçmeyi durduramamak ve bunu bilmek
- İçkiyi bırakma ( withdrawal ) belirtilerinin ortaya çıkmasını önlemek ya da bu belirtilerini yatıştırmak için içmek
- İçki bırakılınca fizyolojik bırakma belirtilerinin ortaya çıkması
- İçkiyi artırma eğilimi ve başkalarını ağır derecede zehirleyecek miktarlara kadar içebilmek, tolerans oluşumu
- Sosyal, aile, iş yaşamının gereklerini yerine getiremeyecek biçimde içmeyi sürdürmek
- Başka ilgi ve zevklere yer vermemek
- Sağlığa zararlı görüldüğü (örneğin sirozlu hasta ); işinden eşinden olacağını bildiği halde içmeyi sürdürmek
- Bir süre bıraktıktan sonra yeniden başlayınca bağımlılık belirtilerinin hızla gelişmesi
Aşırı alkol kullanma ve bağımlılık durumlarında içme biçimi genellikle 3 türde olur:
- Yüksek miktarda alkolü her gün düzenli olarak içme
- Yüksek miktarda alkolü düzenli olarak yalnız hafta sonları içmek
- Uzun aralar verildikten sonra birden günlerce, haftalarca ya da aylarca ağır miktarda her gün içmek (dipsomani diye bilinen durum)
POZİTİF PSİKOTERAPİ: Pozitif psikoterapi insan hayatında olumlu değişiklikleri saylayan bir yöntemdir. Pozitif psikoterapi (PP), temelinde psikodinamik yaklaşım ile hümanistik insan kavramsallaştırmaya dayanan ve kültürlerarası bir yaklaşımdır. 1960 sonlarından başlayarak Prof. Nossrat Peseschkıan ve çalışma arkadaşları tarafından geliştirilmiştir. Pozitif psikoterapi tüm insanların gerçekte iyi olduğu inancına dayanmaktadır. “Sevme Kapasitesi” ve “Bilme kapasitesi”. Çatışmalar bu kapasitelerinin gelişimine meydan okuma olarak yorumlanmaktadır. Bu temel görüş hareketle pek çok yeni terapötik kavramlar ve teknikler geliştirilmiştir.
Pozitif psikoterapi de kişinin bakış açısındaki değişikliklerin olmasını sağlayan bir yöntemdir. Pozitif psikoterapide ne söylediğin değil nasıl söylediğin önemlidir. Pozitif psikoterapinin amacı negatif ve pozitif yönlerini bulup negatif yönlerindaki problemleri pozitif yönlerine odaklamaktır. Pozitif psikoterapide yetenekleriyle özgüveni vermek yakın geçmişinde ne gibi sorunlar vardı diye yola çıkıyoruz. Bilişsel davranışçı tedavide % 90 bunu arıyor % 50 ise geleceğe yönelik amaçlı oluyor. Hipnozda olduğu gibi sağ beyinle sol beyin küresini alıyoruz.
Pozitif Psikoterapide denge modeli vardır. İnsan yaşamı, insan varlığının 4 boyutu açısından kavramsallaştırılır.
1)vücut- sağlık
2)gelecek- fantezi
3)başarı
4)ilişki
Kullanım alanları çok geniş olabilir. Özellikle aile terapisinde etkili bir ( uyku bozuklukları, kaygı ve farklı problemler olabilir) yöntemdir.
İNSANIN İLİŞKİ MATRİSİ:
Varoluş Bilinci :
Sen Bilinci:
- aciz olmak
- fakir olmak
- cahil
- güçsüz
- şikayet
- mazlum
- itaat
- yönetebilmek
- sorumsuz olmak
Baskın duygu: baskın duygu”korku”yaşamında korkulacak birileri olmasını gerekli görür.
Ben Bilinci:
- dediğim dedik olacak
- zengin olmak
- her şeyi biliyor olmak
- en güçlü olmak
- keyfi olmak
- zalim olmak
- itiaat beklemek
- yönetmek
Baskın duygu: “Korku” yaşamında ondan korkulacak birileri olmasını gerekli görür.
Biz Bilinci:
- Hakkaniyet, empati
- Güven
- Gelişmek, geliştirmek
- Kişisel bütünlük
- Onura saygı
- Hizmet etmek
- Birinin değeri
- Yönetişim
- Sorumluluk
Baskın duygu: “Sevgi”. Yaşamında sevdiği birileri olmasını gerekli görür.
Anlamlı, coşkulu, güçlü bir yaşam için “özgün yaşam biçimi “ uygulamak lazım bu yüzden “biz bilincini “ seçmenizi tavsiye edebilirim…….
“Hepimizin fark etmeye, itiraz etmek için bilmeye, hayır demek için kendimize güvenmeye ihtiyacı var”.
|